Tarih

Müslümanların Muaviye’ye Bakışı

İslam tarihinin bize ulaşan hemen tüm eserleri Abbasiler zamanında yazılmıştır. Emeviler döneminden gelen tek kaynak Kur’an’dır diyebiliriz. Yani İslam tarihi hep Abbasi süzgecinden geçmek zorunda kalmıştır.

Abbasiler Haşimilerin devamı niteliğindedir. Bildiğimiz gibi İslam tarihi boyunca olayların perde arkasında yatan en büyük hadise Haşimoğulları-Ümeyyeoğulları çatışmasıdır.

Her iki taraf da iktidar mücadelesi vermiş, İslam’ın “Müminler ancak kardeştirler.” çağrısı bile bu husumeti kapatmaya yetmemiştir. Bu hasımlıktan ötürü Emevi Hanedanı yıkılınca Endülüs’e kaçmayı başaranlar hariç bütün Emeviler, Abbasiler tarafından kılıçtan geçirilmişlerdir.

Emeviler de aynısını iktidara gelince yapmışlardı. Kerbela Olayı bunun en vahşi örneğidir. Böyle bir husumet içinde Abbasiler zamanında yazılan İslam Tarihi kaynakları Emevileri hep kötü gösterir. Emevi hükümdarlarından tek Ömer b. Abdülaziz’in yeri ayrıdır.

Fakat Muaviye’yi de kötü göstermezler. Sanki içten içe korunmaktadır Muaviye. Dönemin halifesi Hz. Ali taraftarlarıyla yaptığı Sıffin Savaşı’na rağmen kaynaklar Hz. Ali’ye haklı dese de Muaviye’yi eleştirmekten kaçınırlar. Bunun idrak edebildiğim birkaç sebebi vardır.

Muaviye

Öncelikle Muaviye bazı kaynaklarda Hz. Muaviye olarak da geçmektedir. Mekke’nin fethi sırasında Müslüman olan Muaviye, Hz. Peygamber sağken Huneyn Gazvesi ve Tebük Seferi’ne babası Ebu Sufyan’la birlikte katılmıştır. Hz. Peygamber’e o kadar yakındır ki prestijli bir iş olan vahiy katiplerinden biri olmayı başarmıştır. Muaviye’yi eleştirilere kapayan en büyük özelliği bence sahabe olmasıydı.

İslam tarihinin hemen her safhasında sahabe ayrı bir yerde tutulmuştur. Her ne kadar Mekke’nin fethiyle Müslüman olsa da sahabe olması Muaviye’yi ayrı bir konuma ulaştırmıştır.

Bazı ayet ve hadislerde de sahabeler ayrı bir konumda tutulmuş ve bu yüzden haklarında eleştiriler yapılamamıştır. Örneğin “Sahabelerimi bana bırakınız. Nefsim kendi elinde olan Cenâb-ı Allah’a yemin olsun ki, fakirlere ve zayıflara Uhud Dağı ağırlığında altın infak etseniz, onların amelinin sevabı gibi bir sevaba erişemezsiniz. ” hadisinde ve “Muhammed (a.s) , Allah’ın Resulüdür ve onunla birlikte bulunanların [Ashab-ı Kiramın] hepsi, kâfirlere karşı çetin, fakat, birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktır.” ayet-i kerimesinde de gördüğümüz gibi sahabe ayrı bir değer ve üstünlük kazanmıştır ki bu nedenle eleştiri yapmak zor bir durum haline gelmiştir.

Muaviye, sahabe olmasının yanı sıra İslam’ın ilk unsuru Araplar arasında geleneksel bir olgu olan asabiye sebebiyle de eleştirilmemektedir. Çünkü kan bağı ve soy Araplar için çok ayrı bir değere sahipti.

Nitekim İslam’ın Mekke yıllarında büyük çoğunluğu Müslüman olmasa da boykot sadece Müslümanlara değil Haşimoğullarına yapılmıştı.

Bunun etkilerini silmek kolay olmamıştır. Zaten Dört Halife döneminden hemen sonra başa gelen Muaviye döneminde asabiyenin etkilerini görmek Araplar arasında tahammül edilemeyecek bir olgu değildi.

Daha Hz. Osman döneminde asabiye devlet kurumlarında, valiliklerde Ümeyyeoğullarının istiflenmesini sağlamıştı. Kısacası, İslam zaten asabiyeyi sindirmekte sıkıntı çekmiş ve Yezid döneminde patlak veren hadiseler de bunu açıkça ortaya koymuştur.

En önemli sebeplerden birisi de her ne kadar tarihsel süreçte çekişmeler söz konusu olsa da Muaviye, sınırını bilmiştir. Yezid gibi Peygamber soyuna zulüm, işkence ve katliamlarda bulunmamıştır.

Yezid’in Kerbela’da Peygamber torununu şehit etmesi, Mekke’yi mancınıklarla vurması, hatta Kabe’yi tahrip etmesi gibi İslam’a ve Müslümanlara ciddi zarar veren olaylar Muaviye döneminde yaşanmamıştır. Bu nedenle de Muaviye Abbasi süzgecinden geçen İslam kaynaklarında dahi eleştirilere maruz kalmaktan korunmuştur.

Diğer bir mevzu ise Muaviye b. Ebu Sufyan’ın İslam Devleti’ni bir İslam İmparatorluğu haline getirmesidir. Halifeliğini tanımayanları sert bir biçimde bastırmış ve iç karışıklıklara son vermiştir. Böylece Hz. Peygamber’den sonra bütün Müslümanları tek çatı altında toplayarak birinci ümmet birliğini sağlamıştır.

Ardından yeni fetihlere girişerek Emevi egemenliğini doğuda Hindistan sınırına, batıda Kuzey Afrika’ya, oradan da Güney İspanya’ya kadar yaymıştır. Hz. Ömer zamanında fethedilen ama daha sonra tekrar kaybedilen Kudüs’ü yeniden ele geçirmiştir.

Yeni kurulan donanmayla 669-678 arasında Bizans’ın başkenti Konstantinopolis’i ele geçirmek için seferler düzenlemiş, fakat başarıya ulaşamamıştır. Muaviye 680’de öldüğünde ardında güçlü bir Arap-İslam İmparatorluğu bırakmıştır.

Bütün bu gelişmeleri göz önünde bulundurursak diyebiliriz ki Muaviye, asabiyenin getirdiği husumete rağmen Abbasiler döneminde dahi ayrı bir konuma sahip olmuş ve İslam’ın ilk kaynaklarının yazıldığı Abbasiler döneminde kaynaklara kötü bir insan statüsünde geçmemiştir.

Bu nedenle de daha sonraları gelen İslam toplumlarında da eleştirilmekten kaçınılan bir şahıs haline gelmiştir. Kısacası; Muaviye bin Ebu Sufyan, yaşanan birçok spekülasyona rağmen övgüye mazhar olmasa da eleştirilere de maruz kalmamıştır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu