Nedir

Feminizm Nedir?

Bu makalemizde siz değerli okuyucularımıza Feminizm ve Feminizm Tarihçesi konuları hakkında detaylı bilgiler vereceğiz.

Feminizm Nedir?

Antik çağlardan günümüze kadar olan süreçte kültürler arasında farklılık gösterse bile belli bir seviye de cinsiyet eşitsizliği söz konusudur. Birçok toplum ataerkil yaşam tarzını benimsemiş ve anaerkil yaşam tarzını göz ardı etmiştir. Cinsiyetler arasındaki bu eşitsizlik doğal ve beşeri sebeplerden oluşmuştur. Elbette fakat bu devamlılığın bir sebebinin de kültürel olduğunu unutmamak gerekir.

Feminizm kelimesi Latinceden dilimize geçmiştir. “Femina” Latincede “kadın” anlamına gelmektedir. Feminizm ise cinsiyetler arasındaki farklılıkların eşitsizlik oluşturamayacağını savunan ve bu farkları yok etmeyi amaçlayan bir akımdır. Fakat bu durum daha çok kadın ve erkek için söz konusu olduğundan feminizm daha çok kadın özgürlüğünü ve kadının toplumsal statüsünü iyileştirmeyi amaçlar. Her ne kadar feminizmin erkek düşmanlığı olduğu düşünülse de feminizmin asıl sorunu ataerkil düşüncenin yüceltilmesidir ve bunu destekleyen birçok erkek birey bulunmaktadır. Yani kısacası feminizm erkeklerden nefret etmek ya da yalnız yaşamak değil; bir adalet arayışıdır.

İlk ortaya çıktığı zamanlar kadınların bireysel hakları için olsa da daha sonrasında savunduğu konu alanları genişlemiştir. Sınıf farklılıklarının bulunmadığı, kölelik anlayışını reddeden ve dil, din, ırk gözetmeksizin herkesin eşitliğini savunarak aslında “insan hakları”na sahip çıkmıştır.

Feminizm’in Tarihçesi

Kendilerini toplum tarafından sosyolojik olarak dışta bırakıldığını hisseden kadınlar tarafından İngiltere’de ortaya çıkan bir siyasal akımdır. Erkeklerin seçme ve seçilme hakkına kadınlardan önce sahip olması kadınların mirastan hak talep edememesi, kadınların eğitim süreçlerinin erkeklere göre erken sonlanması veya hiç olmaması kadınların eşlerinden boşanma hakkı talep edememesi iş hayatında aktif olmamaları ya da bulunmamaları gibi birçok sosyal etken bulunmaktadır.

Feminizm kavramı filozof Charles Fourier tarafından 19. yüzyılın ikinci çeyreğinde ilk olarak ortaya çıkmıştır. Sosyo ekonominin ilerlemesinin kadınlara verilecek daha fazla özgürlükle mümkün olduğunu savunmaktadır. Genel anlamıyla feminizm 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başında insan haklarının alt dalı olarak gündeme gelmiştir. 1793 yılında ataerkil toplumları protesto eden Fransız Olympe de Gouges erkeklerin temel haklarının kadınlara göre de uyarlanmasını gerektiğini savundu.

Bu protestodan sonra 19. yüzyılın sonlarına doğru Amerika Birleşik Devletleri’nde kadın haklarının dalgalı etkileri görülmeye başlandı. Bu dalgalı etkilerin sebebi kadınların siyasi haklar konusunda erkeklerle eşit olma arzusu, yapılan görevde erkekler ile eşit miktarda maaş almamak ve üniversite okuyan kadın sayısının erkeklerden düşük olması oldu. 19. yüzyılın sonlarına kadar etkili olan bu dalgalanmalar sonucunda ilk defa kadınlara seçme hakkı tanıyan ülke 1893 yılında Yeni Zelanda oldu.

Bu ilkten sonra  20. yüzyılda cinsiyet eşitliği ilkesi yaygınlaşma gösterdi. Hemen ardından 1902 yılında Avustralya seçme hakkını kadınlara vermiştir. Türkiye’de ise 20 Mart 1930 yılında kadınlara seçme hakkı ilk önce belediye seçimlerine katılmak olarak gelmiştir. Avrupa ülkeleri ise seçme hakkını daha sonraki süreçlerde kadınlara tanımıştır.

Günümüzde ise kadınlar birçok sosyal, politik, ekonomik hakka sahip olmakla beraber toplumsal yaşamda birçok sosyal statü ve role de sahiptir. İş ve eğitim hayatında kadınlar artık neredeyse erkeklerle eşit oranda bulunmaktadır. Birçok meslek grubunda birçok farklı etkinlikte kadınlarımızı görmek mümkündür.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu